Yükleniyor
Tepe Görseli

Blog

Blog

Kategoriler

  • Ramazan Bilmez Erzak Müteahhitleri

    18.06.2017
    Mübarek Ramazan'da itâle-i lisan (dil uzatmak) etmek doğru değildir. On bir ay boyunca hak- nâ-hakk yere kullandığımız dilimize de oruç tutturmak gerekir. Yoksa mazallah “yevme lâ yenfau” da her şey ortaya dökülünce hesap vermek zor olur. Ramazan’ı “kalb-i selimi” sağlamanın vesilesi kılmak gerek deyip; bedenî oruçları zihnî oruçlara da tebdil gayesi güderken önümüze gündem düştü. İstersen konuşma. Bu sefer de konuşmadığın için mes’ul olursun yevm-i kıyamette. Memleket sıkıntı içinde, önemli bir badireyi atlatmış. Bir kısım bedhâhların yüzünden asâkir-i memleket yani Ordumuz  bir hayli yıprandı, güven kaybetti son bir...
  • Tamamlanmamış Hikayelerden Malzeme Çıkartmak: II. Abdülhamid’in Dolabına Haciz? 

    04.03.2017
    Osmanlı bürokrasisine en uzun süre hizmet etmişlerden biridir Said Paşa (1838-1914). Yedi kere II. Abdülhamid’e, iki kere V. Mehmed Reşad’a sadrazamlık, Şura-yi Devlet ve Ayan reisliklerinde bulundu uzun hizmet yıllarında. Nev-i şahsına münhasır bir şahsiyet idi. Çok okur, az söyler, yazdığında da hata etmezdi. Hele döneminde ayyuka çıkmış olan rüşvetten beri idi. O kadar ki, İbnü’l Emin’in bir bakraç yoğurdunu bile geri iade etmişti. Sadece Sultan Abdülhamid’in  ihsan ve atiyyelerine açıktı. Hatta sanki bunu bir hak olarak da görmekteydi. Hem devrinde ve hem sonrasında bu özellikleri hep sitayişle anlatıldı. Dürüstlüğüne şahadet...
  • Kitabın Kaderi: Arif Hikmet Bey Kütüphanesinden Üniversiteye

    04.02.2017
    Eşyanın kaderi var mıdır? Varsın ehl-i Kelam tartışsın ve fakat ben kitapların bir kaderinin olduğuna kâniim. Tabii müellifin zihninde tebellür edip, söze ve yazıya dökülmesi aşamasına kadar ayrı bir kaderi; yazıya dökülmesinden sonra da ayrı bir kaderi olduğu muhakkak. Düşünsenize hiç kıyamadığınız o güzelim fikirleriniz ve düşünceleriniz, bir kalıba girince ilk işkenceye, ciltçinin eline geçince de ikinci işkenceye maruz kalır. Ama sabırlıdır, mütehammildir, zira o bir mahbûb, bir mahbûbedir okuyucusunun gönlünde ve en güzel şekliyle karşısına çıkmalıdır. Bu aşk tek taraflı değildir. Okuyucu ve hele kütüphane oluşturma...
  • Sarayın Mutfağından Geçinenler

    18.01.2017
    İnsan ihsanın kuludur derler. El-hak doğrudur. İnsan iyilik gördüğü yere meyleder, sevgi gösterir ve hatta itaat eder. Bazen o dereceye vardırır ki, ihsan gördüğü yere hata kondurmaz. Ama çoğu kere ihsanı kesildi mi birden huy değiştirir. Eski hamisini tanımaz, yeni liman aramaya başlar. Bir bilgeye sormuşlar, Size en zor gelen nedir diye? O da cevap vermiş: Uğrunda herkesi feda edip bir kişiyi dost edinmektir. Peki demişler: En ağır, en kötü şey nedir? Her şeyini onun için seferber ettiğin kişinin sana yüz çevirip onun için yaptıklarını inkar etmesidir. Bu duruma en çok da zirveye ulaşanlar maruz kalır. Her şeyin bir zirvesi...
  • Şahit Olan Yemenlilerin Gözünden II. Abdülhamid’in Hal’i

    13.08.2016
    II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi ile ilgili yazım geniş bir ikbal buldu. Tabii bu ikbalde bir kısım okuyucularım memnuniyet bir kısmı da iğbirarını beyan ettiler. Yani hoşlananlar da oldu, hoşlanmayalar da. Bunu tabii görmek gerekiyor. Millete bir şey sunuyorsanız mutlak kabul görmesini veya tenkit edilmemesini bekleyemezsiniz. Bugünkü yazımın konusu bu tartışmaları yapmak ve tenkit edenlere reddiye yazmak değildir. Bu konudaki hakkımı mahfuz tutarak başka bir sorunun cevabını aramak istiyorum. II. Abdülhamid’in tahtan indirilmesi hadisesi tarih ilmi nokta-i nazarından bu kadar açık iken, -onun sevenleri dahil- hemen herkesin kafasında hâlâ...
  • II. Abdülhamid’i Tahttan Kimler İndirdi?

    06.08.2016
    Binlerce defa sorulup bir o kadar da cevaplanmış olan başlıktaki sorunun bir kere daha sorulması abesle iştigaldir belki. Zira buna peşin bir cevabımız vardır: II. Abdülhamid’i özene bezene açtığı modern eğitim kurumlarından mezun ederek yine gözü gibi sakındığı 3. orduya mensup İttihatçı subaylar tahttan indirmiştir. Hem zaten Abdülaziz’i de onların hayranı oldukları, Yeni Osmanlılar tahttan indirmemişler miydi? Zaten fiili durum da bunu açıkça göstermiyor muydu? Ünlü İttihatçı Mahmut Şevket Paşa kumandasındaki “hareket ordusu” Selanik’ten İstanbul’a gelerek duruma “va’z-i yed” edip Ayasofya civarında II....
  • Bayramiye

    06.07.2016
    Bayramlar her din, itikat ve anlayışta paylaşmanın sembolüdür. Bu yüzden bayramsız insan topluluğu yoktur. Kimi kaynağını gökten, kimi yerden alır. Her toplum nesilden nesile aktarır bayramının sevincini, kutlama tarzı farklı olsa da. Bizim kültürümüzde ise dinî bayramlar aynı zamanda arınmanın, masumiyetin de sembolüdür. Düşünün bir kere, bir ay boyunca inancınızın size öğütlediği yasaklardan uzaklaşıyorsunuz, nefsinizi tezkiye ediyorsunuz ve nihayet her türlü masivadan beri olarak adeta masumiyete bürünmüş bir şekilde yeni bir güne yani bayrama giriyorsunuz. Bu yüzden bayram günleri, adeta zaman ve mekan tahdidi olmadan tasavvurumuzda...
  • Destûr Ya Şehr-i Ramazan!

    18.06.2016
    İslam aleminin manevi iklimi ve klasik tabirle on bir ayın sultanı Ramazan için çok şeyler yazıldı geçmişte ve günümüzde. Halen de yazılmaya devam ediliyor. Bunların bir bölümü kuşkusuz ibadet yönünü ele alan yazılar. Fıkhı ilgilendirir özel bir uzmanlık gerektirir. Diğer bölümü ise bu ibadetin toplumsal hayata yansımasını tasvir eder. Nasıl bir atmosfer yarattığından bahseder nesri ile nazmı ile. Dolayısıyla yeni ne yazılabilir diye sormak hakkınız elbette. Ama ben okudukça aklıma gelen şeyleri paylaşmadan edemiyorum. Hele merhum Orhan Şaik Gökyay’ın deyimiyle “destursuz bağa girenler”i ve halk deyimiyle “köyde değneksiz...
  • Ramazan, Mealeş!

    12.06.2016
    İnsan geçmişi ile var olur, geçmişiyle yaşar.  Bu yüzdendir ki yeni başladığı gün ne kadar iyi olursa olsun, geçmişe özlem duyar. Zira inkar edilmez kendi hakikatidir insanın geçmiş. Bu yüzden olumlu/olumsuz ne varsa geçmişinde hep güzeldir hatta kutsaldır da. Benim de zaman zaman geçmişin hikayeleri ile sizleri meşgul etmem bundandır muhtemelen. Her ne kadar “geçmiş bitti, gelecek yok, gerçek yaşadığın andır” aforizması dilden dile dolaşsa da, anı yaşamanın kodları da geçmişte yatmaz mı? Yıl 1988 Ramazan (Nisan-Mayıs) ayı. Sizinle başka ama bildik bir diyara eski bir Ramazan’a seyahat edeceğiz bugün. Her şey Türkiye-Mısır...
  • Güçsüz Görüntüden Devşirilen Güç: Hariciyemizden Bir Örnek

    21.05.2016
    Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey! Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? “Tarih”i tekerrür diye ta’rif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi? Mehmet Akif Ersoy Dostlardan ve hatta ağyardan yazılarıma rağbet var sanırdım, oysa rağbet bana değil, ibretlik kıssalara imiş. Zararı yok işe yarıyorsa râvi olarak adımın geçmesi de kâfidir. Faydası var mı rivayetlerin bilmiyorum. Baksanıza, merhum Mehmet Akif bile “beş bin yıllık kıssadan yarım hisse bile çıkmadı” diye hayıflanıyor. Ama kendimi tutamıyorum, hadiseleri müşahede ettikçe tarih tiyatrosunda seyrettiklerimi bir kere de ben anlatmak istiyorum....