Yükleniyor

Blog

Lastik Said Osmanlı KPSS’sini Anlatıyor

04.09.2015

Herkesin içinde bir Lastik Said vardır. Yaşadıklarımız, gördüklerimiz ve duyduklarımız karşısında lastik gibi gerilir, gerilir sonra geriye teper, kendimize zarar veririz. Lastik Said gibi usta olanlar ise gerildikçe işi hicve döker, hem rahatlar hem de aleme ayar verir.

Kemal Paşazade Said

Kemal Paşazade Said

Lastik Said dedimse öyle hafife almayın. Devlet-i Aliye’nin pek çok dairesinde hizmet görmüş, kitaplar telif etmiş, gazetecilik yapmış, ikbal görmüş, dili belâsı sürgün yemiş meşhur Kemal Paşazade Said’ten (1848-1921) bahsediyorum (Hayat hikayesini hem İslam Ansiklopedisi’nde ve hem de bir makalede Mehmet Ali Beyhan yazmış. Merak edenler okusun). Burada onun bir hikayesinden, daha doğrusu koleksiyonumdaki bir kitabından (Kemal Paşazade Said, Teşhir-i İzmihlal, Dersaadet 1326, 30 s.) bahsedeceğim. Tabii bu hikayeyi ben de bugün için değil, tıpkı onun yaptığı gibi yıllar sonrası için yazacağım. Ama metodoloji öğrencilerim beni affetsinler, biraz hoşluk olsun diye git-geller yapacağım, yani onların yapmalarını istemediğim anakronizme düşeceğim.

Lastik Said ile birlikte Osmanlı’daki KPSS sisteminden söz edeceğim. Ne o, tuhaf mı buldunuz. Hemen de dikkat kesildiniz. Kimin canı yanmadı ki bu meretten. Öyleyse beraber yazalım.

Osmanlı’da her şey ehline verilir, liyakate bakılır, kayırmacılık yapılmaz deriz ya. Billahi doğrudur bir zaman için. Devletin zirvede olduğu bir tarihte İstanbul’u ziyaret eden İspanya elçisi Busbec buna şahittir ve hatta kralına da tavsiye eder, der ki: “vallahi güçlenmek istiyorsak, Osmanlı gibi işi ehline vermeliyiz”. Ne gariptir ki, aynı dönemde Kanuni’ye uzun zaman vezirlik yapmış olan Lütfü Paşa ise “artık işler çığırından çıktı, işler ehline verilmiyor” diyerek kûşe-i uzlete çekilir. Tarihin cilvesi veya zirvenin sarhoşluğu diyelim fazla uzatmayalım, anlayan anlar.

Nitekim, Tanzimat fermanı yazılacağı zaman (1839) “150 yıldır işimiz ters gidiyor” denilerek Lütfü Paşa merhumun ruhu yad edilmiştir. Ondan sonra her şeye bir düzen vermek sevdasına düşüldü, ama ille de devlet memurluğuna çeki düzen verilmek istendi. Önce aklı başında iyi memurlar seçildi, bu yetmedi bir de onlara işe başlarken yemin ettirildi, Kur’an’a el bastırıldı. Adam gibi iş yapacaklarına dair sözler alındı. Ama zamanla işler yeniden çığırından çıktı. Aslında bu süre içinde “işini bilen memurlar” çoğaldı, fakat nedense devlet de işlemez hale geldi.

Sultan II. Abdülhamid, Tanzimat geleneğine sadık kaldı. Gayretle yenilikler yaptı, okullar açtı hem de türlü türlü iyi memur yetişsin diye. Ama sonunda istenen sonuç alınmamış olmalı ki, Osmanlı KPSS’si de icat edildi.

Teşhir-i İzmihlal

Teşhir-i İzmihlal

“İşini bilen herkes”te bir memleket sevdası başlamıştı. -Tıpkı bugün gibi- memur olup, memlekete hizmet aşkı arzdan evc-i asmâna yükseldi. Paşazadeler, beyzadeler, nerede ise şehzadeler (!) bile sıraya girdi. Bunca iyiler arasında elbette tercih zorlaştı ve mecburen benim Osmanlı KPSS’si dediğim, Osmanlıların “İntihab-i Me’mûrin Komisyonu” (Memurları Seçme Komisyonu) dedikleri şey icat edildi.

Lastik Said, II. Abdülhamid’in nimetlerini yiyenlerden idi. Tabii olarak ona da iş düştü. Eski “Şuray-i Devlet, Bidayet Mahkemesi Reisi” yani idari davalara bakan bir mahkemenin başkanı sıfatıyla bu önemli ve hayati komisyonun üyesi seçildi. Hem de memur seçerken, “hatır ve gönüle bakmamak üzere” yemin ettirilerek.

Aman Allah’ım Lastik Said memur seçecek… Ne yapsın, bunca nimetlerden sonra emre imtisalen görevi kabul edip, Komisyon’daki işine başladı. Başladı ama içi rahat değil, ve hayli de şaşkın. Gördüklerini söylemeye cesaret ister. Söylemese nerede kaldı Lastik Said olmak. Bir cesaretle, bir gayretle alır kalemi eline ve tam on yıl sonra neşredeceği bir arîzayı, (alttan yukarıya yazılan genişçe arzuhâl) kaleme alarak, hayalinde dönemin sadrazamına, siz deyin başbakanına sunar. Hatta hızını alamaz sadece nesir değil, bir de manzum olarak derdini anlatır. Belli ki yazarken çok eğlenir, okuyanlar da eğlensin ister ve o eşsiz muhteşem eser(cik) ortaya çıkar. Vallahi bu işler ile ilgilenenler için birkaç tebliğe konu olacak güzellikte bir metin. Ama benim gibi sahaftan alırsanız içini iyi kontrol edin, eksik çıkmasın. (Neyse ki sağ olsun Ali Okumuş imdadıma yetişti, dijital kopyasını bulup gönderdi.)

Sadede gelelim. Lastik Said, o günleri ve dahi işini çok güzel tasvir ediyor da bugünleri nasıl bilmiş diye geçiriyor insan içinden. Ama tövbe, sümme haşa, “gaipten haber vermek” hiçbir kulun harcı değil; lakin, acaba şu meş’um “tarih tekerrürdür” safsatası mı gerçekleşiyor ne? Üstüme iyilik sağlık, uzaklaşmak lazım bu efkâr-i fasideden.

Ben değil, Lastik Said anlatsın birlikte dinleyelim. Ama şunu hatırlatalım. Said Bey, şu yemin meselesini bir şekilde halletmişe benziyor. Hatır, gönül sahibi insanlar Allah gibi mağfiret sahibi değiller. Bu yüzden yemini bozup, tövbe istiğfar ve bir kefaret ile geçiştirerek, gene de onların dediğini yapma konusunda Sadrazam’dan izin ister işin başında.

Diğer taraftan zaten Komisyondan memur seçimini “hatır ve gönüle bakmadan liyakatı esas alarak” yapmaları istenir ama, bu konuda ciddi bir talimatname de verilmeyerek aslında yukarıdaki izin de verilmiş olur. Bu yüzden “model memur” kimdir, sorusunu sorarak işe başlayan Lastik Said, yelkenleri tehlikeli denizlere açar. Mesela bu komisyonun başkanı vs. memur modeli olabilir mi?

Komisyon aslında alemlere şenlik. Başkanı boş söz üreten Ebullaklaka Said Paşa (Hariciye Nazırlığı yapmış, Diyarbakırlı Kürt Said diye bilinir), ki “eline bir şakşaka verin, akşama kadar şakşakazenlik etsin”. Başkan yardımcısı ise Artin Paşa. Devletin rahat idaresi için (!) Şark-i Rumeli’yi kaptıran adam. Boynuna bir davul asıp, paşaya da tokmak vererek, “biri çalar, diğer, oynar” ise her şey yoluna girecek diyor –sessizce- Lastik Said ve dayanamayıp devam ediyor:

Devleti hüsn-i idâre ise maksûd u murad

Ana pek mani imiş kesret-i emsâr ve bilad

Etti Şark-i Rumeli gailesinden azâd

Memleketi küçülterek, sorunları azaltmak bir marifet gibi görüldüğüne göre, bu şahısların model memur olarak alınması gerekir diyor Lastik Said, hicvini derinleştirerek. Nasıl olsa yazıyı yayımlamayacak ya içinden geleni yazıyor. Ama geçmişte devlete hakkıyla hizmet etmiş bir çok insanın da neden model olamayacağını bir bir ele alarak anlatan Said Bey, adeta zaman tünelini kullanarak bugünlere geliyor. Hemen heveslenmeyin, bugünden kimsenin ismini vermiyor.

Mülkiye’de hizmet etmesi bir gelişme alameti olan Namık Kemal gibilerini komisyon üyeleri, değil seçmek, gece rüyada görseler, sabah kalktıklarında tövbe etmeleri gerekir diyerek hicvine tavan yaptırıyor adamımız. Eskiden iyi olan ama şimdi örnek alınması tehlikeli isimleri tek tek sayan Said Bey, Ziya Paşa ve Turhan Paşalar gibi nazik ve terbiyeli adamları da yabancı devletler tarafından sevilmediklerinden numune memur defterine kayıtları mümkün değildir diyerek işi yokuşa sürüyor. Bir kere yemini bozmaya ahdetmiş ya adeta ne olacak “hatır- gönül” işi olsun diyor.

Komisyona uygun model memuru tanımlamaya geçince, servetine servet katan Necip Melhame Paşa’yı, Mahmud Celal’i uygun gören Lastik Said, hicvi değil iyice ipin ucunu kaçırıyor. Aralara bazılarının hasletleri ve bazı siyasi hadiseleri de serpiştirerek, işini ne denli ciddiye aldığını da gösteriyor. Sadrazama da ayar vermek için, “olmadı, örnek bulamadık, senin bakanları imtihan ederek örnek memur seçeriz” diye tehdit ediyor.

Bütün bunları ben söylemedim, bugün ile de ilgisi yok, sadece Osmanlı KPSS’sinin bir üyesi kendi devrini anlatıyor. Adam bir türlü hızını alamamış olmalı ki Sadrazam’a bir de kafiye ile sesleniyor. Artık “el uhdetu ale’r-râvî” diyerek ben aradan çekileyim. Siz Kemal Paşazade Said ile hasbihale devam edin.

Dâireler dâire-i irtikâb

Tâlib-i mansıb gezinir bâb bâb

Boğdu bizi tavsiye-i intisap

 

Ver bize ey Âsaf-i zî-şân cevap

Böyle mi memur edelim intihap

 

İffet ve kudret sözü efsane hep

Rağbetimiz câhil ve nâdâna hep

Boşta kalan müflis, divane hep

 

Söyle bize söyle fehâmetmeâb

Böyle mi memur edelim intihap

 

Der birisi bende-i Lütfü Ağa

Diğeri de çâker-i Rif’at Paşa

Ey koca devlet yine sen çok yaşa

 

Sormayacak mı bize Mevlâ hesap

Böyle mi memur edelim intihap

 

Hazret-i mahdûm-i Sadaret-penâh

Yani o Cavid-i bilâ destgâh

Söktürerek ettiriyor halka âh

 

Ey peder-i pür keder-i ızdırap

Böyle mi memur edelim intihap

 

Câh-i riyasette Ebu’l-Laklaka

Destine layık koca bir şakşaka

Ördeğe benzer, ediyor vakvaka

 

Eyle bu serden bizi de behre-yâb

Böyle mi memur edelim intihap

 

Oldu nişanlar çocuk âyinesi

Kande nişan ü kıymet dirînesi

Hergelenin dopdoludur sinesi

 

Takmaktan eylerken ecânib hicâb

Böyle mi memur edelim intihap

 

Pek çoğu zahirde taassub-güzîn

Halbuki bî-behre-i iman ü din

Yok bu ahaliye zahîr u muîn

 

Ey koca derya-dil-i feyz-i iktisap

Böyle mi memur edelim intihap

 

Dairelerde doludur bu’l fodûl

Ma-sadak tam zulûm ve cuhûl

Devletin ahvaline hayran ukûl

 

Göster â devvar bize re’y u sevâb

Böyle mi memur edelim intihap

 

Cümle Müslüman süferâ yek- ayar

Ancak iki Rum’da var iktidar

Ak sakalınla utan ey ihtiyar

 

Eylemiyor mu sana vicdan i’tâb

Böyle mi memur edelim intihap

 

Âh maarifteki bu Andreas

Milleti tahrip ediyor ez-esâs

Şaşkına döndü bu cehaletle nâs

 

Hep dükâdan çıkmakta ehl-i şebâb

Böyle mi memur edelim intihap

 

Melhame Paşa ile Mahmud Celal

Oldu iki vasıta-i cem’-i mâl

Verdiğini etmiyor alem helâl

 

Pek mi uzaktır şafak-ı inkılâp

Böyle mi memur edelim intihap

 

Bey, Paşa’da kalmadı hiç terbiyet

Hazret-i casus en a’lâ sıfat

Yaklaşıyor dâhiye-i akîbet

 

Kangreni gösteriyor iltihap

Böyle mi memur edelim intihap

 

Zam ne demek para eğer yok ise

Borç ödenir akçe eğer çok ise

Bin açı var ger birisi tok ise

 

Ey vükelâ ma-ya’nihi hoş-habâb

Böyle mi memur edelim intihap

 

Yorum Yaz

  1. Merhaba hocam,
    Ufak bir zühul eseri olarak Busbecq’in İspanyol olduğu yazılmış. Hazretin Hollanda asıllı ve Avusturya İmparatorluğunu temsilen Osmanlı mülküne geldiğini biliyoruz.

    Saygı ve selamlar

Blog

Kategoriler